GEÇİŞ


    Rachel Cusk bize bir sıralı olaylar dizisi vadetmedi. Benim de bu kitap hakkında hissettiklerim ve düşündüklerim onun tarzıyla  örtüşür durumda. Sayfalarında rastladığım cümlelerden başlayıp bu okumanın aylar öncesinde hafifçe şekillenen dağınık düşüncelerimi şimdi bu kitabın bitişiyle bir araya ancak getirebiliyorum. Geçiş’in bende araladığı iki kapı oldu. Burada kitap üzerine yoğunlaşmak yerine bana düşündürttükleri üzerinden ilerleyeceğim.

    Kitabın ilk çeyreğinde başkahraman Faye bize bir kuaför bölümünde özgürlükle ilgili düşüncelerini açıyor. Özgürleşen insanın çoğunlukla özgürleştiği şeyden sonra hemen onun bir başka versiyonunu bulmaya eğildiğini söylüyor. Kuaför bölümünün bana asıl sorgulattığı şeyse özgürlüğün yarattığı eylem alanına karşı tutunduğumuz tavırlar, ve gerçek özgürlüğü ne sıklıkla kazanabildiğimiz.

Özgürlüğü zihnimde kademelerle ilerleyen bir süreç olarak şekillendiriyorum. Önce kişi kendini kısıtlayan ve kurtulmak istediği şey’in ekseninde gittiği yönü bırakıyor. Bu özgürleşmenin ilk adımı. Fakat sonrasında çoğu kişiyi belki de özgürleşmenin en kritik noktasına ulaşma şansından uzaklaştıracak bir durum daha sıklıkla gelişiyor: özgürleşilen şeyin ekseninde zıt yöne yönelmek. Özgürleşmek sandığımız, kısıtlanmış konumda gerçekleştirilen eylemlerin tam tersinin yapılması mı yoksa o bağlamda bir yönsüzlük yakalayabildiğimiz bağımsız bir duruş yaratabilme yetisi mi? Bence bizi gerçekten özgürleştiren şey hayatta kendi çerçevemize, değerlerimize ve anlamımıza sahip olabilmek. Çünkü eğer kurtulduğumuz her neyse oradan dayatılan eylemlerin tam zıttına yönelmek, bizi hâlâ o kısıtlayıcı unsurun kurduğu bağlama mahkum ediyor. Kitaptaysa Faye bu konuda normatif bir düşünce sahibinden ziyade bir gözlemci konumunda sunulmuş.


    Geçiş’in bende araladığı diğer kapıysa okurken beni bir ay önceki kendimle karşılaştırmışçasına duygulandıracak kadar çok şaşırttı: hepimizin yetişkin bedeninde çocuklar olduğu fikri, ve çevremdeki insanlara baktığımda sürekli bir çocuğun büyümüş hâlini görme dürtüsü. Kitapta geçen parça bana değişimimdeki kaçınılmazlığı ve geride bıraktığım çocuktan bu yana aramıza giren uçurum gibi mesafeyi düşündürttü. Sanki onun yaşayıp atlatmaya çalıştıklarından dertlenen, onun saflığından ve masumiyetinden bir nevi güç alarak yaralarını daha çok acıtacak birtakım hatalar yapan, yaş almış bir versiyonuyum. Onu içimde taşıdığımı hissetmek yerine, yeni yeni deneyimlediğim bütün duyguları, onu korkularından korusun diye bir kabuk gibi çevresine örmek isterdim. Belki bundan duyduğum eksiklikle şimdilerde insanlarda büyüdükçe bir gölge gibi silikleşmiş gizli çocuklukları yakalamaya çalışıyorum.




Ece Aslan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

h(üzün)tü

MAİ VE SİYAH